amarat's profileEntelektuel.Net & Entel...PhotosBlogLists Tools Help

Kadir

Occupation
Interests
İstanbul dogumlu olmakla birlikte universite egitimi disinda uzun sureli baska ghic bir sehire cikmamis ve bunun sayesind eistanbulun nimetlerinden uzun sure yararlanmis birisi olarak istanbul asigi ve muhasebe sevdalisiyim En sevdiginize emanet olunuz.©
Daha küçük devlet, daha özgür bir toplum.
Lists

Entelektuel.Net & Entelektuel.Com

a man who never does a mistake is the man who never does anything
January 21

Taşındık

 
adresine taşındık beklerim.
March 26

Barbi ve Muslim baby

"BARBIE BEBEK" İLE MÜSLÜMAN BEBEK

 

Dedi Barbie Bebek, Müslüman Bebeğe:
"Hoş geldin Amerika Birleşik Devletlerine!
Hür ve cesur/kahraman insanların ülkesine!
Bak keyfine!"

Dedi Müslüman Bebek, Barbie Bebeğe:
"Hür ve cesur/kahraman insanlar ve
'Keyfine bak!' demekten kasdin ne?"

Dedi Barbie Bebek Müslüman Bebeğe:
"Bize göre 'hür' olmak,
şu sıkıcı kıyafetlerden, Allah'tan ve insanlardan
kurtulmuş olmak demek;
Kendi hayat tarzını,
erkek ya da dişi kendi arkadaşını
dilediğince seçebilmek demek.
'Cesaret/kahramanlık,
uyuşturucu/uyarıcı haplar,
alkol ve seks konusunda
değişik tecrübeler yaşamak demek.
'Keyif' ise
flört etmek, dans etmek, içki içmek
ve seni mutlu eden her konuda
kafana göre takılmak demek!

Dedi Müslüman Bebek, Barbie Bebeğe:
"Doğrusu pek şaşırdım buna!
Bizim için 'hür' olmak
Özgürce konuşmak
Özgürce düşünmek
Ve Âlemlerin Rabbi Yüce Allah'a, celle celâluhu,
özgürce kulluk etmek demek!
Sen gerçekten 'hür' müsün?
Bizim için "cesaret/kahramanlık"
Şeytanın ayartmalarına,
şehvetin çağrısına
ve nefrete karşı
mücâdele etmek demek!
Sen "cesur/kahraman" mısın?
Bizim için "keyif"
Hayatın sunduğu güzelliklerin tadını
Dostlarımız, ailemizle ve tabiatla uyum içinde çıkartmak demek
Yalnızca Ken(1) ile birlikte değil!

Dedi Barbie Bebek, Müslüman Bebeğe:
Bunların hepsi de güzel değerler; ancak
Onları bizimle birlikte yaşadıkça unutursun
Bizimle birlikte yaşadıkça eriyip gider onlar
Bizden biri olursun sen de
Senin de bir Ken'in olur
Yaşadıkça bizimle birlikte!

Dedi Müslüman Bebek, Barbie Bebeğe
Biz kulluk etmeyiz asla sizin kulluk ettiklerinize
Siz de kulluk etmezsiniz asla
Bizim kulluk ettiğimize
Sizin dininiz/hayat tarzınız size
Bizim dinimiz/hayat tarzımız bize! "


Şahîd Athar

Türkçe Yeniden Söyleyen:
Münib Engin Noyan


Hüzün

Fark ettim de; aşk gibisin. Hallerinin içerisindeki hallerden biri son raddede yakıcı ve kör edici olabiliyor. Aynı aşk gibi, doktorlar dermanı derhal terk edilmende, hem de kat'i surette muhafazanda buluyor. Ve sonra aynı hasret gibisin. Birkaç vakit sonra eğlencelerin de, muhabbetlerin de tadı sen oluyorsun. Ve bir de hatıralar gibisin. Bir köşede bırakılmak istenen, köşelerde ve çekmecelerde yahut kahvehanelerde durmayan, durulmayan, akıldan hiç çıkmayan, aklolan... Bunların hepsi ve bunlarla birlikte hiçbirisin.

 

Sana bu yazdığım ilk değil, eh kim bilir belki de son değil. Sormuyorum artık biliyorum. Kovalamıyorum artık çünkü hepsi benimle. Bir hâl ki adı huzur. Bir huzur ki adı hâl. Kaçmıyorum artık çünkü hepsi seninle. Ağızlarında bir zikir : Lâ Rahati Fiddûnya.

 

Birkaç vakittir hasbıhallerimizin ertelenmesi nihayet bulmaz oldu. Sen gelsen de ben varmaz oldum. Biliyorum. Biliyorsun. Gönlüm varmıyor artık sana, kâfi gelmiyor vecdin.   Ve üstelik hüzünlenebilmek yaşında değilim. O kadar genç mi değilim, yeterince yaşlanmadım mı? Sen daha iyisini bilirsin.

 

Herkes sana divane iken, bendeki çekinceyi anlayabilir misin, bilemiyorum. Yer yer ve zaman zaman aşk çekiyorum, hasret oluyorum, hatıra biliyorum. Seni hatırada unuttum, hasrette tökezlettim, aşkta uyuttum. Büyüklü, ortalı ve küçüklü hallerinde taşladım. Yalan değil hiç biri. Bunları sen de biliyorsun. Ben senden geçtim, artık beni terk etmeni bekliyorum.

 

Ne midir bendeki bu cesaret? Delininkinden , belki velininkinden. Kendi kendime konuştuğumda deli diyorlar. Veliliktir kendi kendine konuşmak. Delilik asıl sende biriktirdiğim paylarımdı. Paylar değil de belki biriktirmemdi. Hâl fiil, sonuçlar özneydi. Müsaaden varsa artık dileğim payları sahiplerine dağıtmaktır. Bundan gayrı ben hiçbir şey beklemem de, hiçbir şeyi yitirmem. Hiçbir şeyi sevmem de, hiçbir şeyi kaybetmem.

 

Olmayan iyidir, var olup yitirilmez.

Gelmeyen iyidir, kalıp da terketmez.

Sevmeyen de iyidir diyeceğim, uyaklı yahut uyaksız bir sebep bulamıyorum şimdilerde. Belki ileride. Belki hiçbir zaman.   Fark etmez.

 

Mektubun sonuna geliyorum. Sevgili hüzün, senden geçiyorum. Bende kalan birkaç parça eşyan; aşk, hasret ve hatıra sana en yakın zamanda geri vereceklerimdir. Bunlardan gayrı vereceğim bir şey kalmadı. Tekrar yazarım belki sana. Hâlimi bildiririm. Birkaç gece gelirsin yine birkaç şarkı söyleriz. Seninle dahi olsa,   vedalar hep iç burkucu.

 

Sanma ki hüzünden geçiyorum diye hüzünlenirim. Sevinme zannedip döneceğimi. Dönmeyeceğim, sevinme, zannet ki ağlıyorum. Böylesi senin için daha iyi.

 

Sevgili Hüzün, ben hazırım. Artık beni terk etmeni bekliyorum.

 
 
Bu yazısını sitemde yayınlanmasına izin veren   phoneyvalentino@gmail.com mail adresli arkadaşıma sonsuz teşekkürlerimi sunarım

Veritabaci Simitci

CRM ya da PR kavramlarını çok uzaklarda aramayalım, Ankaralı
Simitçi.

Son bir yıldır öğle yemeklerini dışarıda yemek durumunda
kaldığımızdan işyerinden iki ağabeyimle Tunalı civarlarında
yemeğimizi yiyor ve öğleden sonrası için de Tunalı Pasajı
karşısındaki köşeden simit alıyorduk. Yaklaşık on-onbeş gündür
tezgahın başka birisi tarafından işletildiğini fark etmiştim. Dün bu
sefer simidi ben alacağım diyerek (genelde ağabeylerime aldırıyordum
artık vicdanım sızlar hale gelmişti) tezgahın yanına gittiğimde
simitçi tezgahın başında değildi. Ben de her tezgahın başında
simitçi olmadığında, Türkler'in yaptığı refleks ile tezgahın camını
açacak ve parayı koyarak iki tane simit alacaktım. Öyle de yaptım
tezgahın sürgülü camını açtım 1YTL'yi rafa koydum tam simitleri
alacaktım ki orada el yazısı ile bir şeyler yazılı, üst üste
zımbalanmış müsvette kağıtları gördüm.

Beni iyi tanıyanlar ne kadar meraklı olduğumu bilirler "yav bu da
nedir ne yazmış bu adam bir bakayım benden ya da Barış'tan daha iyi
yazabilmiş mi"dedim:

8.10 - 2

8.15 - 1

8.21 - 1

8.22 - 2

Sonra bu listenin altına
13.55 - 2
yazıp yazımı anlasın diye 2'nin üstüne bir de yıldız koyup simitleri
aldım.

Anlayacağınız bu listede öğleye kadar hangi dakikada kaç simit
satılmış yazıyordu.

Beni tanıyanlar yine iyi bilirler ki veritabanı tutmaya
bayılırım. "Allahım adamdaki bilince bak veritabanı tutuyor" dedim.
Ama emin değildim. Belki de belediye böyle bir şeyler istemiştir
falan.

Neyse uzatmayayım, bugün yine aynı simitçiye uğradık bu sefer
oradaydı. Nasılsın iyimisin hoşbeşinden sonra "13.55 simitlerini
toplama ekledin mi" deyince "Abi sen miydin o" diye gülmeye başladı.

"Neden tutuyorsun" diye sordum Belediye mi istiyor diye "Yok abi ben
15 gün önce aldım bu tezgahın işletmesini, henüz yabancısıyım
müşterinin dedi.(o da simit alan grubun profilini anlamaya çalışıyor
galiba) Bunları dakika dakika yazıyorum hangi saatlerde müşteri
yığılıyorsa dedi ona göre sıcak simit getireceğim o gün sabahın
simiti akşama kaldı utandım müşteriden diyince ellerine sarılıp
öpmek geldi valla içimden.

Yaaa işte böyle...

İster CRM(Customer Relationship Management) deyin, ister PR(Public
Relation), isterseniz de MARKET RESEARCH, Ben simitçinin mesaj
kaygısız yaptığı işten kendime mesaj çıkarmazsam ölürdüm.

Ne mi çıkardım yooo o kadar uzun boylu değil her şeyi de yazacak
değilim ya... "Herkesin Mesajı Kendine"

Artık her simit aldığımda aklıma VERİTABANCI SİMİTÇİ gelecek.

Zeka,

İşine Saygı,

Kar arttırma.

Hepsinin sonucunda yaratılan gerçek katma değer ve farklılaşarak
rakiplerinden ayrılma.

Bunları öğretmek için yıllarca insanları yüksek ücretli okullarda
okutuyorlar.

Sonuç "veritabancı simitçinin" yanından bile geçemeyecek olanlar her
yerdeler.

Eğitim

AKP’nin son popülist politikalarından birisi ilköğretimden sonra lise kitaplarının da ücretsiz olarak örgencilere dağıtılması.Başlangıçta ne kadar masumane bir proje olarak gözüküyor değil mi ? Esasında kazın ayağı hiçte öyle değil.Sonuç itibari ile o dağıtılan kitapların parası bizlerden kesilen vergilerle veriliyor , yani bizim vergimizi gene bize veriyorlar fakat burada bunu yaparken gözden kaçan bir nokta var.İndi bu ücretsiz kitapları kimler alıyor ilköğretim öğrencilerinin her birisi değil mi ? Evet , aynen öyle yani İstanbul’da veyahut Hakkari’de devlet okullarında okuyan her örgenci.Devlet baba kendisini hala bizim babamız olarak gördüğü için bize bir ihsanda bulunmuş ve sevgili evlatları olan bizler arasında hiçbir ayrım gözetmeksizin bizlere bu kitapları dağıtmıştır.Dağıtım sonrasında helal olsun başbakana , yahu bu diğerleri gibi değil “ gibi sözleri çok duyduk etrafımızdan şimdi liselere de verilince daha da çok duyacağız.Şimdi bu kitapları zengini de alıyor fakiri de alıyor.Yani bu ücretsiz kitaplardan faidelenmenin tek bir şartı var o da devlet okulunda okumak.Şimdi sorun burada kaynaklanıyor.Hakkari’de ciddi manada fakir olan ailenin çocuğuna devlet babamız önlük vermiyor sadece kitap veriyor bunun yanında birden çok evi olup, arabasını evin önüne değil de otoparka çeken , evinde bilgisayarı ve internet erişimi olan ailelerinde çocuklarına sadece kitapları ücretsiz veriyor.

Devlet baba garibanları koruma adına bütün ilköğretim örgencilerine ücretsiz kitap verirken bu kitapları parasıyla alabilecek gücü olan kişilerden de parasını almadan ücretsiz bir şekilde veriyor.Burada devlet babamız acaba garibanı mı kolluyor yoksa zengini mi kolluyor bunu ben şahsen anlayabilmiş değilim.Türkiye’nin belirli bölgelerinde ciddi manada gariban kimseler var .Çocuklarını kitap almak için maddiyatından para ayırmayı bırakın çocuklarının eve getirecekleri paraya bile ihtiyacı olan insanlar var.Devlet bu iki tür aileyi de aynı kefeye koyuyor.Devletin gözünde insanların evleri , arabaları , bilgisayarları olmaları önemli değil sadece devlet için baz olan çocukların devlet okulunda okuması kriteri.

Herkesin cebinden çıkan paranın devletin sosyal dağıtımcı olması hasebiyle verilen vergilerin ne kadar boşa gittiğini görmek için bu örneği vermek istedim sizlere.Devlet gitsin ciddi manada zeki olup durumları iyi olmayan çocukları okutsun burs versin, Amerikalar’a yollasın, fakat gidip öyle herkesin çocuğuna kitap falan vermesin.Devlet asli işlerine dönsün onları yapsın artık etkin bir devlet olmak için yapılan denetimleri arttırsın fakat kitap dağıtmasın.Alabilenler zaten alıyorlar , alamayanlara gitsin versin devlet.Öğretmenler liste versin milli eğitim bakanlığına benim sınıfımda şu kadar örgenci gariban bunlara kitap verilmesi uygundur diye.Bütün okullara kitap dağıtımını yapabilen bir organizasyon bunu da yapabilir diye düşünüyorum şahsen.

Olayın birde şu boyutu var.Farz-i misal siz kapı komşunuzla dargınsınız ve onun okula giden çocukları var ve sizin vergilerinizle o küs olduğunuz komşunuzun çocuğunun eğitimini siz finanse ediyorsunuz. Böyle bir saçmalık olur mu ? Para sizin cebinizden direk çıksa o parayı verirmiydiniz ? Peki gene para sizin para , sizin vergileriniz nasıl oluyor da sizin paranız o dargın komşunuzun çocuğuna gidiyor ?

Vel hasıl gitti paralar , Bu okuyan çocuklar daha sonra okuyup büyük adam olduklarında farzı-i misal doktor , bu doktora gittiğinizde siz tedavi olacağınız zaman sizden para istemeyecek mi ? En doğal hakkı olarak isteyecek . O zaman bu yapılanların anlamı ne ?

 


makam

Esasında mağaralarda yaşasaydık hani kimi kimselerin dediği gibi ilk insanlar mağaralarda yaşıyorlardı oralarda yaşıyorduk oralarda yaşasaydık işte makam diye bir şey olmayacaktı fakat insanlar birlikte yaşıyorlar ve birbirlerimizle etkileşim halindeyiz böyle olunca herkesin bir görevi oluyor ve bu görevi yapan insanlar bu görevleri yaparlarken başlangıçta herkes en iyi yaptığı şeyi yaparlarken günümüzde insanlar en iyi yaptıkları şeyden ziyade en iyi olanı yapmak için uğraşıyorlar, uğraşıyoruz ve buna ulaşmak adına eğitim alıp emellerimize ulaşmak için çabalıyoruz, ıkınıyoruz bir bakıma. Bu bizim kendi kişisel gelişim ve kendi çıkarlarmış için yaptıklarımızdır. Burada ben kendim için iyi olanı seçtiğim için bu yolda ilerliyorumdur. Bu noktaya ulaşmak için kendi çabalarımdan başka hiçbir çaba bana bir katkı sağlamaz.

Bütün bunlara karşın bir de etkileşim halinde yaşadığımızdan dolayı kimileri kimilerinden belirli noktalarda üstün oluyorlar. Bunlar da kendilerine göre belli meslekler seçiyor ve bazıları ülke kaderini değiştirecek noktalarda, rütbelerde bulunuyorlar. Kimilerinin bir sözü bizi bir başka ülke ile savaş edecek noktaya getirirken kimilerinin bir sözü hatta sözü bırakın fendim bir anayasa kitapçığını masaya fırlatması bu ülkede yaşayan insanların ceplerindeki paralarını yani yaşantılarını değiştirebiliyor.

Bu noktada işte sorun burada başlıyor. Makam var fakat bu makamı ne kadar doldurabiliyor insanlar. Farzı misal uzağa değil evinize bakın kardeşiniz, oğlunuz veya kızınız örgenci ise ondan istenilen sadece ve sadece derslerinde başarılı olmasıdır. Ondan başka hiçbir şey istemeyiz. Eve para getirmek onun asli görevi değildir. Bir erkeğin görevi de evine ekmek parası denilen kutsal parayı getirmek ve ailesinin geçimini sağlamaktır. Bu böyle olduğu surece kimse ne örgenciye ne aile reisine bir şey der. Çünkü kendi görevlerini yapıyorlar. Fakat yapamadıkları zamanda ailesi o kişileri gidip sokağa atmaz. Çalışkan bir örgenci değilse iş hayatına daha erken atılır ona göre bir yaşam sürer.

Bir muhasebecinin görevi şirketin mali işlerini ve şirket kazancının vergisel boyutu ile ilgilenmektir. Şayet bu görevi yapamıyorsa o kişinin görevine derhal son verilir ve serbest piyasada bu muhasebeci yerine aynı veya daha iyi nitelikte yeni bir muhasebeci bulunur. Kişiler doldurdukları makamları, o deri koltukları tam manasıyla doldurmalıdır, o koltuğun yeri odur. O koltukta oturduğu surece ondan bir şeyler istenirken o koltuktan indikten sonra o kişiden hiçbir şey istenmez.

Ne koltuk sevdasıymış bu kardeşim.

ondort subat

En sevdiğimiz hangisi ?

 

Anamız  ? Bize uykusuz gecelerini bağışlamış ve şefkati dünyada hiç bir şeyler karşılaştırılmayacak kadar çok olan annemiz ?

 

Babamız ? Bizim arkamızda her zaman olan , her zaman sıkıntıda iken danışabileceğimiz , bir kalemiz olan babamız ?

 

Sonradan sevdiğimiz Elin kızı dediğimiz sonra Hanımımız olacak sevdiğimiz sevdiceğimiz ?

 

Ağabeyimiz ? Hani mahalle kavgalarında benim abım senin ağabeyini döver dediğimiz ağabeyimiz ?

 

Ablamız ? , Ne zaman kendisine gitsek , ne zaman kız arkadaşlarımızdan konuşsak bizle muhabbet edip , bizi her türlü kötülükten koruyan .

 

Arkadaşlarımız ? 23 Yaşında tanıyıp en çok samimi olduğumuz içimizi rahatlıkla boşaltıp her türlü derdimizi anlatacağımız kimi zaman ailemizden en evla olana arkadaşımız ? Ki biz buna dostlarımız diyoruz ..

 

Söyleyin bana hangi sevgili ?

 

Yoksa gönüller sultanı Efendimiz ( ş.a.v.)

Hangisi esas sevgilimiz ?

 

Tercihinizi yapabil deyseniz sizleri tebrik ederim..

 

 

Ben mi ? Ben hepinizi seviyorum :=)

 

 

 

Sevgi bir öpücük değildir.Sevgi bir bakıştır.Bir serzeniştir.Bizim yapmadan karşıdan anlamasını beklediğimiz.

 

 
Photo 1 of 42